28 Kasım 2011 Pazartesi

pazartesi sendromu

İple çektiğim her şeyin zar zor gelip çabucak bitmesi ve her pazartesi sabahı bunun kafama dank etmesi kadar sinir bozucu bir şey yok.
Öylesine koşturmacalı bir hafta süregelirken, o şehir senin bu kongre benim, birkaç saatlik uykuya özlem duyarak 'running on high heels' modunda sürünürken hep pazarı iple çektim. Evime dönmeyi, onu görmeyi, birazcık uykuyu ve uzun zamandır ne olduğunu hatırlayamadığım zindeliği istedim.
E, pazar geldi. Ama gelmedi gibi.
Şu an şu pazartesi sabahı ofiste otururken, daha öğle yemeğine saatler, akşama aylar, pazara ise yıllar olduğu gerçeği şaak diye çarptı yüzüme; tıpkı sabahleyin o sıcacık yatağımdan çıktığımda üstüme çöküp içimi titreten soğuğun çarpması gibi.
Bu zaman denen zımbırtı öyle zamanlarda hızlanıyor ki insanı delirtecek cinsten. İki ertelenmiş alarm arası jet hızıyla geçmesi, hazırlanıp yetişmeye çalışırken yardırması akabinde ofise girip masama oturduğum andan itibaren yorulup kendine mola vermesi beni benden alıyor. Netbook saati hiç ilerlemiyor gibi.
Oysa çok yoğun işim olup yetiştirmek zorundayken zaman da benimle yarışırcasına bitip gidiveriyor.
Allahaşkına ne zorun var benimle?
Topukluyu çıkarıp ugg giymenin rahatlığı paha biçilemez..
Alarmsız bir güne uyanmak da paha biçilemez.
Bu lanet pazartesi sendromunu atlatmak için akşamı bekletecek bir sebebin olması da paha biçilemez.
Evet, bir nebze yatıştırdım kendimi.
Artık işime dönebilirim.
Herkese iyi haftalar.
(Bu moralle nasıl çalışacaksanız tabii)

1 yorum:

  1. Neyseki Benimde aksami bekletecek bir sebebim var ;)

    YanıtlaSil

Related Posts with Thumbnails