2011 yılı, öncelikle Allah belanı versin bir an önce sie ol git.
Yazdıklarım içine oturmuş olmalı ki son gününde patlattın beni.
***
En yakın arkadaşım öldüğünde şaka yaptığını sanıp kızmıştım. Çok esprili bir çocuktu, karikatürleri yayınlanırdı, profesyonel mizahçı olma yolunda ilerliyordu. Ah benim canım İso'm... Nasıl özledim seni, şu an telefona sarılıp ağlaya ağlaya yine kafanı şişirmek isterdim. Gülerdik be sonra. Gülerdik değil mi olm? Hani beni Eskişehir'e çağırıp duruyordun ya hep işim oluyordu.
Şimdi çağırsana yine. Hı? Bu sefer işim yok gelebilirim bak yanına.
Sen gittiğin zaman eşek şakası derler buna demiştim, ta ki gazetelerde ölüm haberini görene dek...
Bünyem reddetti uzun süre, geri dönmesini de bekledik hepimiz.
Dönmedi.
***
O zamanlar yanımda olan bir şahıs bana sarılıp, üzülme demişti. Ben nasılsa hep yanındayım. Ölenle ölünmüyor, ama kendini böyle yıpratamazsın. Bizi çok güzel günler bekliyor diye diye avutmuştu bir nebze.
***
Ama şerefsizlik denen özellik demir gibidir, soğuktur ve bazı bünyelere işlemiştir. Ben de doğuştan alnıma konulmuş bir mıknatıs olduğu için buz gibi demirlere yapışırım hep.
***
Söz verenlerden çok korkarım ben. Korktuğum da hep başıma gelir.
Çocukluktan kalma bir şey olsa gerek...
Baban bile sana sözlerini tutmazsa kim tutabilir ki...
***
Bir acıyı biri avutur, sonra çeker gider. Sen acı çekerken başka biri yaralarını saracakmış gibi yapar. Seni alır yükseğe çıkarır, çıkarır. O kadar yükseğe çıkarsın ki seni aşağı ittiğinde çakılma şiddetin artar ve ölmen kaçınılmaz olur. Hiç bırakmayacakmış gibi sarıp sarmalar, sonra gitmene izin verir.
Zora gelince kaçmak bile denmez buna, küçücük bir taviz bile vermemek denir.
Çöp kadar değerin yok denir.
***
'Ben gidiyorum' dersin çaresiz kaldığın zaman.
Hiçbir soruya cevap alamazsın.
Hiçbir beklentin gerçekleşmez.
Yine de içinde küçük bir umut sana 'gitme' denilmesini bekler.
Ama sen sadece yok olarak işleri kolaylaştırırsın.
Kimse sana gitme demez.
İnsanların vicdanın bile tercihi vardır.
Ya birine kıyılır ya birine kıyılır.
Sen hep kıyılan taraf olursun.
Boşuna ağlarsın, boşuna beklersin.
Hep aklıma o sahne geliyor.
"-Bihter!
- Canım…
- Eve geliyorum yanına geliyorum.
- Biliyordum…
- Ben gelene kadar sakın bir delilik yapma sakın bir şey söyleme amcama. Annenle konuştum nolursun hayatımızı mahvetme Bihter nolur her şeyi mahvetme…
- Peki.
***
-Bihter amcam gelmiş Beşir’in yanında ona bir şey söylemedin değil mi?
- Söylemedim.
- Bihter lütfen aç kapıyı!
***
-Nihali terk edemeyeceğin için beni terk ediyorsun o ölmesin diye beni öldürüyorsun.
- Bihter…
- Niye ben?
- Bihter bırak o silahı lütfen.
- Nihal tek nefeste sönüverecek bir çiçek peki ya Bihter?
- Bihter nolur bırak o silahı.
***
-Bu kapı açıldığında senin içinde bitmeyecek mi her şey? Ben bu kapı açıldığında da öleceğim Behlül. Benin ölmemi istiyor musun? Beni kaybetmeyi göze alabiliyor musun?
- Hayır…
- Beni… Beni… Beni beni Bihterini!
***
Böylece bekleme vaadiyle bir Bihter bitmiş olur.
Bihterler ölür.
Geride bir tek kolyeler kalır.
***
Bazı vicdanlar seçicidir.
Tek yönlü çalışır.
Yıkımlara sebep olurlar. Hiçbir şey yapmazlar. Ama hep rahattır o vicdanlar.
***
Birini sevmemek, bir gece bir yere gitmeyi koca bir hayata tercih etmektir.
Bunu anlayınca bitersin.
Tıpkı yalanlara inandığını anlayınca bittiğin gibi...
***
Hiç affetmeyeceğim.
0 yorum:
Yorum Gönder